Anatomy of Crime Scene DNA Contamination: A Systematic Review of Operator Behavior, Equipment-Driven Transfer, and Evidence Handling Errors (2010–2025)


Bekiroğlu F. E.

13th International Azerbaijan Congress on Life, Engineering, Mathematical, and Applied Sciences, Baku, Azerbaijan, 21 - 22 December 2025, pp.233-251, (Full Text)

Abstract

Olay yeri incelemelerinde DNA delili, modern adli bilimlerin en güçlü araçlarından biri olarak kabul edilmekle birlikte, numune toplama aşamasında ortaya çıkan kontaminasyon kaynakları delilin güvenilirliğini ciddi biçimde zayıflatabilmektedir. Bu çalışma, olay yeri temelli DNA kontaminasyonunun çok katmanlı yapısını inceleyerek, hem insan faktöründen hem de ekipman ve süreç temelli hatalardan kaynaklanan bulaşma mekanizmalarını bütüncül bir çerçevede ele almayı amaçlamaktadır. Özellikle sekonder ve tersiyer DNA transferinin gerçek saha koşullarında ne ölçüde rol oynadığı, bu transferlerin hangi yüzey ve eylemler sırasında daha yoğun gerçekleştiği, ve operatör

davranışlarının bu süreci nasıl etkilediği araştırmanın merkezini oluşturmaktadır.

Son yıllarda yapılan deneysel ve saha temelli çalışmalar, polis memurlarının, adli tıp teknisyenlerinin ve olay yeri ekiplerinin istemeden de olsa biyolojik materyal taşıyıcılarına dönüşebildiğini göstermektedir. Eldiven yüzeylerinin kısa temaslarda dahi yüksek miktarda epitel hücresi tutabildiği; nitril, lateks ve vinil eldivenlerin DNA tutma kapasitesinin farklılık gösterdiği; hatta eldivenin daha önce dokunduğu bir yüzeyden aldığı DNA’yı yeni bir delile aktarabildiği raporlanmıştır. Saha senaryolarında eldivenin yalnızca tek bir temasla tam STR profili aktarabildiği durumlar gözlemlenmiş olup, bu bulgu sekonder transferin sanıldığından daha düşük eşiklerde gerçekleşebileceğini ortaya koymaktadır. Parmak izi fırçaları, delil paketleme torbaları, plastik kelepçeler ve numune toplama çubukları da benzer biçimde DNA tutarak zincirleme bulaşma riskini artırmaktadır. Delil torbalarının birbirine temas ettiği durumlarda çapraz kontaminasyon gerçekleştiği, hatta bazı örneklerde bir torbadan diğerine taşınan DNA’nın, olay yerindeki kişinin varlığını yanlış şekilde işaret edebileceği tespit edilmiştir. Benzer şekilde, silah, bıçak ve metal yüzeylerde yapılan saha simülasyonlarında sekonder transferin, özellikle yüksek sürtünme veya sıkı kavrama içeren eylemler sonrasında daha yoğun gerçekleştiği ve bu aktarımın önemli kısmının önceki bir temasın kalıntılarından kaynaklandığı görülmüştür. Bu durum, özellikle “aktif temas” ile “pasif temas” ayrımının mahkemede tartışma konusu olduğu davalarda kritik öneme sahiptir. Numune toplama hataları, bulaşmanın yalnızca fiziksel bir aktarımla sınırlı kalmadığını; aynı zamanda prosedür eksikliği, yanlış sıralama, kirli yüzeylerde çalışma, delil paketleme kurallarına uyulmaması ve ekipman değişim döngülerinin aksatılması gibi süreçsel faktörlerle de ilişkili olduğunu göstermektedir. Operatörün elleriyle saçına, yüzüne veya kıyafetine dokunduktan sonra delile yönelmesi gibi görünüşte küçük eylemler, özellikle düşük kopya sayılarına sahip trace DNA delillerinde belirgin bir bulaşma kaynağı oluşturabilmektedir. Bu nedenle kontaminasyon, yalnızca teknik bir sorun değil, aynı zamanda davranışsal bir risk alanı olarak değerlendirilmelidir. Bu çalışmanın bulguları, olay yeri incelemesinde kontaminasyon risklerinin çok yönlü ve birbirine bağlı olduğunu göstermektedir. Eldiven materyalinin doğru seçilmesi, tek kullanımlık ekipmanların düzenli olarak değiştirilmesi, delil torbalarının temasının engellenmesi, paketleme ve etiketlemenin standartlaştırılması, operatör hareketlerinin bilinçli şekilde yönetilmesi ve temas geçmişinin kayıt altına alınması bu riskleri azaltmak için gerekli temel adımlardır. Ayrıca kontaminasyon farkındalığı eğitimlerinin düzenli yapılması, saha protokollerinin güncellenmesi ve düşük biyokütle delillerin hassasiyeti konusunda personelin bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak, olay yeri kaynaklı DNA kontaminasyonu, tek bir hatadan değil, insan davranışı, ekipman özellikleri, yüzey etkileşimleri ve süreç yönetiminin birleşiminden doğan çok boyutlu bir problemdir. Sekonder transferin gerçekçi koşullarda daha yaygın ve daha öngörülemez olduğu gerçeği dikkate alındığında, mevcut duyarlılık düzeyine ulaşmış DNA analizlerinin güvenilirliğini korumak, ancak güçlü saha protokolleri ve kontaminasyon bilincinin kurumsallaşması ile mümkün olacaktır. Bu çalışma, olay yeri inceleme süreçlerinde kontaminasyon riskinin nasıl ortaya çıktığını, hangi koşullarda arttığını ve nasıl minimize edilebileceğini örnekler ve bulgular eşliğinde açıklayarak, delil güvenilirliğinin artırılmasına yönelik pratik bir çerçeve sunmaktadır.

Anahtar Kelimeler: Adli Genetik, Olay Yeri İncelemesi, DNA Kontaminasyonu, Sekonder Transfer, Numune Toplama Hataları, Ekipman Kaynaklı Bulaşma