Çift Taraflı Gömülü Kanin Dişi Cerrrahisi Sonrası Oluşan Kemik Defektinin Khoury Tekniğiyle Rehabilitasyonu: Bir Olgu Sunumu


Creative Commons License

Pektaş M. Y., Topal O.

4. Uluslararası Ege Sağlık Alanları Sempozyumu, İzmir, Türkiye, 7 - 08 Mart 2024, ss.5-7, (Özet Bildiri)

  • Yayın Türü: Bildiri / Özet Bildiri
  • Basıldığı Şehir: İzmir
  • Basıldığı Ülke: Türkiye
  • Sayfa Sayıları: ss.5-7
  • Kütahya Sağlık Bilimleri Üniversitesi Adresli: Hayır

Özet

ÖZET

Dişler; süt dişlerinin erken kaybı, persiste süt dişleri, yer darlığı, komşu dişlerin yapmış olduğu

basınç, çevre mukozanın kronik iltihabı, kemik yapıdaki ve yumuşak dokudaki yoğunluk gibi

sebeplerle gömülü kalabilirler. Gömülü diş terimi, çeşitli engeller nedeniyle veya herhangi bir

kısıtlama olmadan sürmesi gereken zamanda dental ark bölgesinde konumlanamayan dişleri

ifade etmek için kullanılır. En sık olarak gömülü kalan dişler alt ve üst üçüncü molar dişlerdir

ve bu dişleri sırasıyla üst kanin dişleri ve alt premolar dişler takip eder. Maksillanın anterior

bölümünde kanin dişlerin gömülü olarak kalmasının en büyük nedeni, anterior maksillada

bulunan diğer dişler tarafından sıkıştırılmasıdır. Kanin dişi sıklıkla maksiller lateral kesici ve

birinci premolar dişinden sonra sürmektedir. Bu durumda yeterli mesafe olmadığında kanin dişi

gömülü kalmaktadır. Kliniğimize; maksillar anterior bölgedeki dişlerinde mobilite şikayetiyle

ve bu dişlerin yerine implant yaptırmak amacıyla başvuran 41 yaşındaki erkek hastanın yapılan

klinik ve radyografik muayenesinde çift taraflı gömülü kanin dişleri bulunduğu ve bu dişlerin

implant operasyonuna engel olacağı öngörüldüğünden cerrahi olarak çekilmesi gerektiğine

karar verildi. Ayrıca yapılan radyografik değerlendirmede gömülü kalmış kanin dişlerinin arkın

bukkaline yakın olduğu ve bu dişlerinin çekimi sonrası dental arkta implant yapımı için yeterli

kemik genişliğinin olmayacağına kanaât getirildi. Bu sebepten gömülü diş cerrahisi sonrası sağ

mandibular corpus bölgesinden blok greft alınıp khourry tekniği kullanılarak augmentasyonyapılmasına karar verildi. Lokal anestezi altında opere edilen hastanın 15, 12, 21, 22, 23, 24,

25 ve 27 numaralı dişleri çekildikten sonra maksillar molar bölgeler arasına tam kalınlıklı flep

kaldırılıp kanin dişleri cerrahi frezlerle bölünerek çekimi yapıldı. Daha sonra maksilladaki

defekt alanıyla aynı boyutta blok greft sağ mandibular corpus bölgesinden piezocerrahi

kullanılarak alındı. Çıkarılan blok greft kemik kazıyıcılarla inceltilerek augmentasyona hazır

hale getirildi. Daha sonra kemik kazıyıcılar kullanılarak blok greft alınan bölgeden otojen

kemik toplandı. Blok greft defekt alanına minividalarla sabitlendikten sonra toplanan otojen

kemik greftiyle ksenogreft karışımı kemik greftiyle blok greft- defekt arası alana dolduruldu.

Augmentasyon yapılan alan rezorbe kollajen membran kullanılarak kapatıldıktan sonra flep

gergin olamayacak bir şekilde primer olarak süture edildi. 6 aylık bekleme süresi sonunda defek

alanının kemikle dolduğu ve implant uygulamasına hazır halde olduğu görüldü. Minividalar

çıkarıldıktan sonra maksillada plânlanan bölgelere implant uygulaması yapıldı. Literatürde

khourry tekniğinin etkinliğinin değerlendirildiği birçok çalışmanın sonuçları, bu tekniğin çeşitli

oral cerrahi prosedürlerinde uygulanabilir başarılı bir teknik olduğu ve minimum morbitiye

sebep olarak istenilen seviyede augmentasyon yapılmasına olanak tanıdığı bildirilmiştir. Bunun

yanında blok greft alınan sahada aşırı kemik kaybına veya ameliyat zorluklarına neden

olmamak ve alınan blok greftte kırıklara neden olmamak adına blok greft alma işleminin

piezocerrahi gibi ultrasonik mikrovibrasyonlarla çalışan sistemlerle yapılmasının daha

konservatif sonuçlar sağlayacağı bildirilmiştir. Bu vakada literatürle benzer bir şekilde

piezocerrahi kullanılarak yapılan blok greft (khoury tekniği) cerrahisi sonunda istenilen

miktarda ve kalitede kemiğin elde edildiği augmentasyon gerçekleştirilmiş ve gömülü kanin

dişlerinin sebep olduğu kemik defekti başarılı bir şekilde rehabilite edilmiştir.

Anahtar Kelimeler: Gömülü kanin, khoury tekniği, augmentasyon.

Abstract

The term impacted tooth is used to refer to teeth that cannot be positioned in the dental arch

area when they should erupt due to various obstacles or without any restrictions. The most

impacted teeth are the lower and upper third molars, followed by the upper canine teeth and

lower premolar teeth, respectively. Canine teeth frequently remain impacted in the anterior

maxilla primarily due to compression from adjacent teeth in the frontal region. It is common

for the eruption of the canine tooth to occur after that of the maxillary lateral incisor and the

first premolar tooth. In this case, when there is not enough distance, the canine tooth remains

impacted. During the clinical and radiographic assessment of a 41-year-old male patient

experiencing tooth mobility in the maxillary anterior region, who expressed a desire to replace

these teeth with implants, it was determined that bilateral impacted canine teeth were present.

Further, upon radiographic evaluation, it was determined that these impacted canine teeth were

closely situated to the buccal part of the arch, leaving insufficient bone width for implant

construction after their extraction. Consequently, a post-operative plan involved performing a

block graft from the right mandibular corpus region, utilizing the Khourry technique for

augmentation. The surgical procedure, conducted under local anesthesia, involved the

extraction of the required teeth, accompanied by the elevation of a full-thickness flap between

the maxillary molar regions. Subsequently, the impacted canine teeth were divided and

extracted using surgical burs. Subsequently, a block graft matching the size of the maxillary

defect was harvested from the right mandibular corpus region using piezosurgery. The extracted

block graft underwent thinning with bone scrapers for augmentation. Autogenous bone was

then collected from the block graft area using bone scrapers. Following the fixation of the block

graft to the defect area with miniscrews, a combination of autogenous bone graft and xenograft

was filled into the space between the block graft and the defect. Closure of the augmentation

area involved the use of a resorbable collagen membrane, and the flap was sutured securely to

prevent stretching. After a 6-month waiting period, bone filling in the defect area was observed,indicating readiness for implant application. Numerous studies in the literature attest to the

efficacy of the Khourry technique, highlighting its success in various oral surgery procedures

with minimal morbidity. Additionally, utilizing ultrasonic microvibrations, such as

piezosurgery, for the block graft removal process is reported to yield conservative results,

preventing excessive bone loss, surgical complications, or fractures in the donor area.

Consistent with the literature, the block graft (Khoury technique) surgery using piezosurgery in

this case achieved the desired quantity and quality of bone, successfully rehabilitating the bone

defect caused by impacted canine teeth.

Key Words: Impacted canine, Khoury technique, Augmentation.